
Yazar: Ahmet Kahraman
Tarih: 26 Mart 2007
Çar Newa
Ne dedikleri bilinmeyen, kimsecik tarafından keşfedilmeyen çalı bülbüllerinin ötüşü, şafağın boz bulanık ağartısı ile herıkleşerek yağıyor, uykuyla uyanıklık demlerinin üstüne. Yaşama sevincini, bir hoş ederek yıkıyor, arındırıp, ak pak ediyor.
Ağaçların tomurcukları pembe, beyaz, mor çiçeklenerek, kırılgan, titrek yeşillenerek patladı. Havada akan turna zurbelerinin “V”leri, çoktan çözüldü. Ülkemin çayırlarında, çifter çifter ses sağanağı oldu, turnalar…
Bahardır. Kulağımda, Kürdistan’ın avazlarından, müzik ses ile sedalarından Çar Newa grubunun “Ziz” adındaki yeni çalışmasından nağme sağanakları…
Hüzün ve kederin ifadesi “rebenê” ve ardından gelen, meydan okumanın çıkışı “hey lolo delal” nağmesi uzuyıp, yol oluyor beynimde…
Bahardır. Kurdun, kuşun, böceğin eş aradığı, hayatın dipten fışkırarak canlandığı demler, tabiatın üreme zamanı…
Esir, sahibine yasaklı ve yangın, kazan bombalarıyla yaralı dağlarımda, “gul û sosin” zamanı. Çar Newa müziginin diliyle “hey lolo…”
Süleymanın Gültekin ile Serhat Karakaş’ın sesinde, müziğin notaları, dağlarımın yasını tutarcasına inliyor, “hesreta min, agirê dilê min” kelimeleriyle isyanın sedası oluyor.
Kırılgan yapraklarında güneşin yedi rengi keskin, göz alıcı çakan, “Gul Sosin”ların kar şepelerinin altından baş kaldırıp gülümsediği vakitler, bahardır dağlarımda…
Ama Napalm bombaları, zehir yağmurlarıyla yaralı dağlarım, kuzulara yasak. Çoban sesleri, “bıllur” avazları kayıp…
Nazım, Hiroşima’yı anlatırken, balıkların zehirlendiğini yazıyordu.
Oysa, dünya savaşında olmamışları, halkıma reva gördüler. Benim dağlarıma zehir yağdırdılar. Sularımı, “çem”lerimi, çiçeklerimi, jarmarları, siping û gizerleri, pungû, silamtik û hevliz, guliki, dünyada, bir tek benim dağlarımda, başka türlü benzersizlikle kokan, kokuları gün ve gece boyu havada akan, pembe, beyaz, kızıl çiçeklenen anıxı, rahan salkımlarını, yaz günlerinde ba, bager önünde, dört nala kalkmış binlerce küheylanının yelesi gibi eğilip, doğrularak apak dalgalanan ormix otunu zehirlediler..
Pınar gözlerine ağu ektiler. “Gulemaran”ları, altında baygın yatan yılanları, böceği, kuşu, kelebekler zehirlediler. İnsanları, insanlığımızı…
Çirkindiler. Ölü balık akıyordu, “çem”lerim…
Amerika Irak’ta işgalciydi. Çar Newa”nın avazıyla, “de le le” ağaçları, ormanlarına zehir yağdırmadılar. Dağlarını, yaylalarını, otlak, ekin tarlaları, bahçeleri esir alıp, yasaklamadılar…
Amerikalı general, bir askeri ölünce, çirkinleşip, insanlığı da kirleterek “intikam alınacaktır” demedi. Askerine karşılık, haydutlaşmadı. Haydut intikamcılığıyla, tenhada yakaladığı ilk silahsız köylüyü katletmedi. Asker, asker kaldı. Köyler yakan haydut, yol kese, sivile pusu kuran katil değil…
Her rejimin yazarı, kendine benzer, “Çar Newa”nın haykırışıyla “hey lo lo…”
Kendilerine benzemeyen insanlara düşman, kalemlerinin ucunda onlar, ortadan kaldırılması gereken birer tehlike…
Ama kedi, köpeğe sevdalıdırlar. Sahipsiz kedi ve köpeklerin aç kalıp, üşüdüklerini yazarlar, insaniyet namına. Hitler de, “kendisine benzemeyen” insanlar için toplu yakım fırınları inşa ediyor, ama sevdalısı olduğu köpeği yanından ayırmıyordu.
Kalemin erdemine, yazının onuruna, katran karası leke olan satırlar yazılıyor, Türk basınında. İnsani yanımıza, ağulu hançerler saplayan, vandal ırkçılığa methiyeler…
Bunlardan birini, “Diyarbakır Grup”tan dostlar göndermiş. Irkçı vahşeti körükleyen kelimelerin altında, Vedat Yenerer diye birinin imzası varmış. Yazı ırkçı, ama grameri de bozuk. Türk ırkçıları, Agop’un düzenlediği gramerlerini öğrenip, öyle gelseler ya diyesi geliyor, insanın. Eski “beşinci sınıf muhabir” şöyle diyor:
“Özel harp ya da psikolojik savaş dairesinin teknoloji ve para desteğinde, en modern şekilde, ölme ve öldürme yetkisiyle, tekrar kurulmasına karşı çıkıyorsa bilin ki o, satılmıştır ve Türkiye’nin parçalanmasını ve onursuz ve sömürge devlet olmasını istiyor, demektir.”
Yazarlar sistemlerin, toplumların en seçkinleridir, dünyada. Bunların seçkinleri böyle, kaliteleri bu kadar. İçlerinde banka soyguncuları, katillerin sofra arkadaşları, hayali ihracatçıyla herkes ve her toplum kendisine yakışanıyla kişiliktir…
General ve valinin önde, arkalarındaki kalabalığın ağzında “Mersin Kürtlere mezar olacak!” bağırtısı. İktidar da olmuş partinin sloganı, “ya sev, ya terk et…”
“Sos demokratı”, en birinci ırkçı olma yarışında…
General, “intikam” diye naralanıyor. Dergi, “Kürtlerden alış-veriş yapmayın, selam vermeyin” ilanatında…
Ve Kürtlerin Newrozunda yüzlerce tutuklu, Kürdistan dağları yaralı…
Bahar vakti. Kulağımda, Çar Newa grubunun yeni nağmeleri, yüreğimde vahşinin yenilgisine ilişkin, umut filizleri…
“Güç” olduğunu sanan, kalıbından çıkıp vahşileşiyorsa eğer, bilin ki, bu onun kendi “yenilgisini” görmesidir. Yenilginin acısıyla, akıl tutulmasına uğraması, yakalanacağını anlayan katil gibi “son umutla”, sağa sola ateş etmesidir…
akahraman61@hotmail.com


