Yazar: Meral Cicek / 10 Mart 2007
| ‘Duygusal bir coşku en büyük coşkudur’
|
||
|
||
Yurtdışında müzik yapan en iddialı Kürt gruplarından olan Koma Çar Newa geçtiğimiz haftalarda üçüncü albümünü çıkardı. “Ziz” isimli albüm satışa ilk sunulduğu Strasbourg’ta Mir Müzik standında en çok ilgi gören albüm oldu. Grubun solistleri Serhat ile Süleyman ve aranjör Merdan ile son albümleri, Çar Newa’daki müzikal değişimi ve Kürt müziğinin seyrini konuştuk. Klasik tarzlarda albüme genelde albümden bir şarkının ismi verilir. Siz her üç albümünüzde bunun aksine farklı isimler taktınız. Önce Si, sonra Mak, şimdi de Ziz. ‘Ziz’ sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Serhat: Bizim albümler hep konsept albümleri oluyor, albüme bir şarkının adını vermiyoruz. “Mak” anaç anlamına geliyor; o topraklarda yaşayan kültürün hepsini aldığımız için öyle bir isim vermiştik. “Si” yine öyle. Burada “Ziz” daha çok iyi ses, güzel ses, yüksek ses anlamına geliyor. Bu, albümdeki konsepte uyan bir isim. Bir de şimdiye kadar çok fazla kullanılmayan Kürtçe kelimeleri albümlerimizde isim olarak kullanmaya önem veriyoruz. İnanıyorum ki “Ziz” ismi de albümün tamamını anlatan, kucaklayan bir isim oldu. Süleyman: CD çıkmadan önce birçok insan albümün ismini sordu. Biz daha isim koymamıştık, nasıl bir şeyin ortaya çıkacağını anlamaya çalışıyorduk. Ona göre bir isim düşündük. “Ziz” Türkiye’deki arkadaşımız olan Ahmet’in fikriydi. Aslında bugüne kadarki yaptığımız ürünlerde hep Kürtlerin iyi yanlarını, iyi şarkılarını, belki ortaya çıkmamış duygularını yansıtmaya çalıştık. Kürtlerin sesinin de, şarkılarının da, nağmelerinin de duygulu, hisli, insanları etkileyen bir yan olduğunu herkes biliyor. O açıdan “Ziz”in öyle bir yer teşkil ettiğini düşünüyoruz. Yine bu albümde halk stranları ağırlıkta. “Ziz”in bununla örtüştüğünü düşünüyoruz. Albümde slow şarkılar biraz ağırlıkta, tarzınızda değişimler var… Serhat: Son albümümüzde müzikal değişimler var. Çar Newa’nın geleneksel çizgisi yine takip ediliyor, halk türküleri yine çağdaş bir stille yorumlanıyor, fakat bu konseptte biraz müzikal bir değişimden bahsedebiliriz. Bilerek govend, oyun şarkılarından biraz uzaklaşmaya çalıştık. Bu şarkıları beğenmediğimizden değil; ama son dönemlerde Kürt müziğinde, özellikle gruplar ve solist sanatçılarda kolaycı bir yöntem görülüyor. Bu şarkılarla birlikte insanları kucaklama, çok satma veya doğrudan insanları oynatmaya yönelik bir konsept uygulanıyor. Bu bizi artık biraz sıkmaya başladı. Çar Newa’nın müzikal değişikliği biraz da Kürt müziğindeki müzikal tıkanıklığa, aranjelerdeki basitliğe karşı bir şey. Folklorik halk türküleri kuşkusuz Kürt müziğinde önemli bir yer tutuyor. Ama aynı şekilde daha slow halk türküleri de önemli bir yere sahip. Albümün aranjesinde de birçok değişiklik var. Belki riskli bir şey gibi görünüyor, çünkü insanlar Çar Newa’dan daha çok ritimli, oynamaklı şarkılar bekliyor. Ama bu albümdeki şarkılar daha çok dinlenip anlaşılabilecek ve özel mesajları olan şarkılar. Bu mesajların bazıları politiktir, bazıları da müzikal. Süleyman: Koma Amed’den sonra iki albüm yaptık. Bence orada da riskli çalışmalarımız vardı. Koma Amed’de de her zaman cesaretli adımlar attık. Bu bir ukalalık olarak anlaşılmasın, ama biz cesaret göstermeye çalıştık. Şimdi biraz daha fazla risk alıyoruz. Koma Amed’den sonra Çar Newa da kendini biraz anlatmış oldu. İki CD oturdu, yedi yıl oldu. Şimdi daha rahatız, biraz daha cesur adımlar atabiliyoruz, müzikal alt yapımızda değişikliklere gidebiliyoruz. “Bizi dinlemezlerse dinlemesinler” anlamında söylemiyorum. Ama bizim bir fikrimiz varsa, geldiğimiz noktayı da rahat rahat yansıtmak istiyoruz. Merdan: Sonuçta her şey bir gelişim süreci içerisinde. İnsan geliştikçe, dünyaya bakış açısı değiştikçe, bu doğal olarak müziğine de yansır. Sonuçta sanatçıyız ve kendimize bazı misyonlar biçebiliyoruz. Son dönemde kültürel değerleri yansıtma ve sanat yapma olgusu tartışılıyor. Bunların arasındaki fark çok fazla anlaşılmıyor. Bir halk eseri kültürel bir değerdir, halk tarafından yaratılmıştır. Ancak sanatsal boyut daha farklı; o eseri yeniden yaratmaktır, ete kemiğe bir şeyi büründürmektir. O büründürme işine gelindiği zaman insanın yaşama bakışı, müziğe bakışı, topluma bakışı, sanatçının estetik bakışını belirler. Estetik bakış açısı da doğal olarak yaptığı ürüne yansıyor. Bu noktadan yola çıkarsak coşkuya bakış açın da estetiksel olur. Coşku sadece fiziksel bir oynama değil. Duygusal coşku en büyük coşkudur. Duygunun coşması için oynamak şart değil. Biraz da bunu anlatmaya çalıştık bu albümde. Bu biraz da cesaretli yaklaşımlarla, estetiksel kaygılarla yaklaşmakla ilgili bir şey. İşe başlamadan önce daha çok araştırmak, üzerine kırk düşünmek lazım. Çünkü sözkonusu olan bir albümdür, bir defa çıkıyor. Bu bir sermayeye dönüşmüş: bir ayda tık, hemen yap-bitir işi değil. Eğer bunu yapıyorsan on yıl sonra biri kalkıp sana der ki “Sen bunda şunu yaptın; niçin yaptın, neye hizmet ettin, topluma ne verdin?” Bunlar çok önemli. Toplumu ileriye götürecek bir şey varsa arkasında da durursun ve onu savunursun, insanlara da bir yön verirsin. Serhat: Son dönemlerde albüm yapılırken, özellikle birkaç şeye dikkat ediliyor ve bu da aslında basit, faydacı bir yaklaşım oluyor. Mesela albüm yapacak, “içine 2-3 çepki parçasını alayım, bir tane de Maraş veya Konya yöresinden alayım” diyor. Bu yöntem artık herkeste aynılaşmaya başladı. İnsanlar ‘pîwanê gel’, yani halkın ölçüleri diyorlar. Aslında halkın ölçüleri bu değil. Bir müzisyen olarak halkın ölçülerini doğru anlamak lazım. Eğer halkın ölçülerini böyle algılarsan, insanlar demin söylediğim tarzda bir repertuarı oluşturduğu zaman, belki satılır, ama bu albümler kalıcı olmaz. Ama bu bir tercih, Çar Newa’nın yapmayacağı bir tercih. Bu kaset çok tutar mı, satar mı? Hesabını da çok fazla yapmadık, kaygıdan uzak kaldık. Çar Newa’nın, müzisyenlerinin, solistlerinin, çalışanlarının bir gelişim süresi var. Birikimler arttıkça daha fazla estetik şeyler giriyor. Belki bunlar zamanla anlaşılacak şeyler, ama cesaretli adımlar atmak istiyoruz. Albümde yer alan ‘Taxa Jeri’ ile Ahmet Kaya’nın ‘Arka Mahalle’ şarkısını Kürtçe seslendiriyorsunuz. Bu fikir nerden çıktı? Serhat: Cahit Mervan’ın Ahmet Kaya ile yapmış olduğu bir röportajını dinlemiştim. Röportajda Kürtçe bilip bilmediği soruluyor, “Şu an Kürtçe öğreniyorum, hayalim bir gün kendi şarkılarımı Kürtçe söylemek” diyor. Bu, o zamandan beri hep kafamdaydı. Daha sonra da bir vasiyet gibi algıladım. Karwan’ı söyledi, ama kendi şarkılarını Kürtçe söyleyemedi. Eşiyle de konuştum, daha önce bunu bir proje olarak sundum. Benim düşüncem, bütün Kürt sanatçılarının Ahmet Kaya’nın şarkılarını Kürtçeye çevirip, bir albüm yapmasıydı. Bu proje bir süre askıda kaldı, ama biz grup olarak böyle bir vasiyeti yerine getirmek istedik. Çok da memnunum, çünkü Ahmet Kaya’nın yaşamına bakıyorsun, özellikle son yıllarına bakıyorsun, Kürtler için yaptığı şeylere bakıyorsun, yarıda kalan bir şeyler var gibi hissediyorsun. Eski bir röportajınızda tarzınızı ‘Pop Folk’ olarak isimlendirmiştiniz. ‘Pop Folk’u nasıl tanımlıyorsunuz? Serhat: Biz aslında yaptığımız müziğe isim vermekten çok çekiniyoruz. Dünyada belli başlı bazı müzik akımları var; Reggae, Rock, Cazz vs. Dünyada bu tarzları kullanmayan bir halk yok. Kürtlere ait tarzlar da var. Dengbêjlerin getirdiği bir gelenek var, daha sonra folklorik şarkıların getirdiği bir müzikal gelenek var. Ama Çar Newa’nın müziği tipik bir akıma ait değil. Kürt motiflerini, Kürt rengini parçalarımıza katıyoruz. Bir sentez yaratmaya çalışıyoruz. Mesela “De bila beto” veya son albümümüzde olan “Şimike Reş”te bu net görülüyor. İsim verirken çok dikkatli olmak gerekiyor, bir yanlışlık da zaten bundan kaynaklanıyor. Mesela albüm yapılıyor, “Kürt halk müziğini yapıyorum” deniliyor. Albümü dinliyorsun, müzikal olarak arabesk olduğunu görüyorsun. “Arabesk yapıyorum” dese problem olmaz, kimse bir şey demez. Ama yaptığı şeye Kürt halk müziği deyince problem çıkar. Bizim müziğimiz daha çok sentez, deneme müziğidir. Falan parçanın filan akıma daha yakın olduğu denilebilir, ama bütün parçalarımızda Kürt motifini, etnik motifi, bizi anlatan motifler kullanıyoruz. Bunu Merdan çok iyi başarıyor. Mesela “Şimike Reş” belki müzisyenler için bir detaydır, fakat parçanın aranjesinde bir askı davul var. Aslında parça Reggae formuna giren bir parça, ama o davulun çalış stili doğrudan Botan’daki folklordan esinleniyor. “Hemamê”de de öyle bir deneme var. Kısa bir süre önce Diyarbakır’da Birinci Kürt Müzik Konferansı gerçekleştirildi. Konferansa katılan Dilşad Said’in şöyle bir değerlendirmesi oldu: “Bir müziği kendine örnek alabilirsin, fakat onu taklit etmen doğru değildir, Kürt müziğinin ruhunu verebilmelisin.” Geleneksel ile modern müzik arasındaki ilişkiyi nasıl görüyorsunuz? Merdan: Tamamıyla katılıyorum. Durduğumuz yer ve baktığımız açı çok önemli. Mesela halk müziği kökeninden bir parçayı alırsınız, bir şeyler yapmaya çalışırsınız. Orjinalini verirseniz bunun adı otantik müzik olur. Ama parçayı yeniden yorumlarsanız, bir bakış açısı ile yorumlamanız gerekir, çünkü yeniden üretiyorsunuz, yeniden yorumluyorsunuz. O esnada işleme biçiminiz çok önemli. Taklit yaparsan, ki bu orijinaliteyi zaten bozar. İçerisinde yaşadığımız dünyayla bir bağlantımızın olması lazım. Geleneksel müziğimizi bu dünyada bir renk olarak tanıtabiliriz. Bu noktada geleneksel müzik ile dünya müziği arasında bağlantı kurup, sentez yaratıp, kendi rengimizi diğer insanlara da duyurabiliriz, dinletebiliriz. Ama sadece orijinalini verirsen, bu da doğrudur. Fakat örneğin sadece Kürtçe sözlerle Reggae müziğini yaparsan, bu kopya olur. Konferansta geniş bir şekilde Kürt müziğinin durumu tartışıldı, kurumlaşma ve okullaşma ihtiyacı dile getirildi. Bunun eksiğini nasıl hissediyorsunuz? Süleyman: Kürtlerin dünyasında, mücadelesinde son yirmi yılda önemli gelişmeler, her anlamda bir altüst oluş yaşandı. Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) 1990’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar oynadığı bir rol vardı. Bir açığı kapatmaya çalışıyordu. Bunu bir yere kadar başardı, ancak bu bugün yeterli değil ve neredeyse yok denecek kadar az. O yüzden bazen yönlendirmek, bazen yanlışlardan kurtarmak, bazen yetenekli insanlara yol açmak, yetiştirmek Kürtler açısından çok önemli. Kürtlerin devleti yok, dolayısıyla o tür kurumları kendimizin yaratması gerekiyor. Bugün bunun henüz olmaması Kürt müziği açısından çok büyük bir handikap. Umarım biz Kürtler bunu hayata geçiririz, çünkü Kürtlerin müzik altıyapısı çok kuvvetli. Serhat: Bu kurumlaşma eksiği eskiden beri müzik yapanlar için belki çok fazla önem teşkil eden bir şey gibi görünmüyor, ama bu işe yeni başlayanlar için büyük bir eksiklik. Çünkü bizde ne yazık ki “İşi önce öğreneyim, sonra yapayım” diye bir şey yok. Bizim MKM geleneğinden gelen müzisyenler uzun yıllardan beri bu işle uğraşıyor, benim yirminci yılım, Merdan da 1990’da aranje işine başladı. Bu işin eğitimi olmalı. Bunun eksikliğinden kaynaklı insanlar müzikle ilgileniyor, bir ay sonra kaset çıkarıyor, iki ay sonra klibi olabiliyor. Böyle olunca acayip bir yanlış ortaya çıkabiliyor. Kimseye “albüm yapma” denilemediğine göre kurumların iyi bir eğitim vermesi gerekiyor. Şu an Kürt müziğine yön veren birçok müzisyen MKM’de o süreçten geçmişler. Merdan, Memo, Turan ve Nail gibi arkadaşlar hepsi o gelenekten geliyor, bunlar da iki yılda aranjör olmadılar. Ama artık çok şey değişti, insanlar müziği, şarkıcılığı 10 yıl beklemek istemiyorlar. Kürtlerde sanatsal veya sanatçıyı kabul ölçüleri ne yazık ki çok gelişmedi. Merdan: Okuldan yetişememenin dezavantajları çok. Bir okuldan yetişirsen, geldiğin kökene göre, o halkın etnik ve müzikal analizleri yapılır. Buna göre yetişirsin, buna göre yapacağın müziği seçersin. Ama okul yoksa ekolden etkilenirsin. Eskiden Ciwan Haco, Şiwan Perwer birer ekol idiler. Fakat yeni yetişenler için o ekoller yetmiyor artık, başka şeyler yapmaya çalışıyorlar. İşte İstanbul Sound’u diye bir şey var şimdi, Türkiye’nin içinde küçük bir devlet gibi, bütün herşey orada oluyor. İnsanlar o ekol sanki bir okulmuş gibi oranın içinden yetişmeye başlıyor. Biz bunun içerisinde çalışmak istemiyoruz. Bu konferans çok gecikmiş bir konferans. Bundan on-onbeş yıl öncesinden de çok tartışıldı, okul olsun denildi. Bunun mücadelesini de çok verdik, fakat kurs düzeyinden fazla ileriye gidemedik. Konserler başlayacak
Albüm çıktı, ilk klibi de çekildi. Bundan sonra neler yapacaksınız? Serhat: Kasetle ilgili bir kokteyl düzenlemeyi düşünüyoruz. Hem burada, hem de Türkiye’de konserlerimiz başlayacak. Bunu ilk yapanlardanız, çünkü Kürtlerde dinleme geleneği fazla yok. Kürt müziği genelde siyasi gecelerin bir parçasıdır. Bu geceleri yadsımıyoruz, hepsine de katılıyoruz. İlk başladığımız günden beri özel konserler vermeye çalıştık, çünkü bu kültürün bizde de oturması gerekiyor. O zaman sanatçılar da kendilerini dinleyiciler ile yüz yüze görür, eksikliklerini görür. Bir birbuçuk saatlik bir konserde kendi müzikal tarzını anlatmak zorundasın. Bence güncel hayatta Kürt müziğine yapacağımız en büyük katkı bu konserleri çoğaltmak. İnsanlar bu çabaları desteklemeli. Müzisyenler cesaret göstermeli, dinleyiciler de çaba sarf etmeli. Süleyman: İlk yakın konserimiz 10 Mart’ta (bugün) Bielefeld’de olacak, ardından 21 Nisan’da da Dortmund’da olacak. Avrupa’da sekiz-on konserimiz olacak, Londra, Paris ve Den Haag’da konserler düzenlemeyi düşünüyoruz. Ayrıca Kürdistan ve Türkiye’de de konserler başlayacak. MERAL ÇİÇEK |


